24 Mayıs 2012 Perşembe

El İzi

Talihsiz olaylar geliyor insanın başına…
Onlardan biri.. bebeğini doğurduktan birkaç gün sonra hayatını kaybeden bir annenin bebeğinin takibini yapıyorum. Bebek babaanneye emanet. Babaanne gözünden sakınıyor, her muayeneye gelişlerinde hep yanlarında amcalar, halalar… Bir aile, bebeğe seferber olmuşlar, bebeğin her mutluluğunda, annesini anarak hep bir gözyaşı var.
Güzel büyüyen, mutlu bir bebek…Babaanneye hep iltifat ediyorum, bebeği bu kadar özenli baktığı için… Yara derin, dedim ya her mutluluk arkasında bir acıyı saklıyor.
Son muayenede, babaanne bebeğin sağ başparmağının üzerindeki doğum lekesini gösteriyor…Aslında doğduğundan beri orada olan, bebekle büyüyen belli belirsiz bir doğum lekesi.  Soruyor, “ annesi bebeğini gördüğünde ilk elini tuttu, sonra bir daha gözlerini açamadı…Bu leke yoksa annesinden bir iz mi bebeğe?”
Boğazım düğüm düğüm oluyor, gözlerim doluyor…
Bence annesinin izi bu, diyorum.

Keder ve Kader Ağları

Londra’da yaşadığım yerde yolda yürürken, kaldırımda, karşıdan kocaman üzerinde “ Paşabahçe” yazan torba taşıyan bir hanımı gördüm.  Memleket hasreti denen, kanadınızı kırık hissettiren , burnunuzu sızlatan keder ile yanına yaklaştım.
Bu bölgede pek Türk yaşamadığından, tereddütümden Türk olduğumu anladı. Hikayesini ayaküstü anlatıverdi. Onbeş yıl önce Londra’ya iş nedeniyle gönderilmiş. Mutsuz, umutsuz ev arayışından sonra, bir taksiye bindiğinde gözyaşlarını tutamamış. Taksici ona “ Üzülme tatlım, bir evin ziline senin ismin çok kısa zamanda yazılacak. O ev belli, ama sen onu henüz bulamadın” demiş. O an içine umut dolmuş, sonrasında Londra’ya yerleşmiş, evlenmiş ve çok mutluydu.
Sonrasında biz İstanbul’a taşındık. Bir süre nerede oturacağız diye düşünürken hep bu hikaye vardı aklımda… Sonra bir ev bulduk, ev sahibi evin içini iki ay içinde tamamen yenilemişti. Pazara çıktığı ilk gün evi görüp tutmuştuk. Yani biz ev aramaya başladığımızda, müstakbel ev sahibimiz bizim için evinde tadilata başlamıştı.
Bazen bir şeyler çoktan yola çıkıyor ve bizim hiç haberimiz yokken, bize yaklaşıyor.
Geçen haftalarda çok kötü bir haber aldım, adım adım bu kötü haber içinde ilerledik. Birkaç aydır süren bir şikayetin altından çıkan hastalık…Sorguladığımızda, hastanın aslında kendinde iki yıldır bir şeylerin iyi gitmediğini hissettiği ortaya çıktı. Bu olay olunca da, yine bu hikaye geldi aklıma.
Kader ağlarını örüyor denilen şey bu mudur? Bu ağlar, arada başımıza çorap mı örüyor?
İlmek ilmek, tane tane , damla damla….Bir şeyler birikiyor…Bir şeyler yol alıyor, bir gemi limandan ayrılıyor. Bir başlangıç, bir son.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Terlikli Kadınlar

Hastanelerde Çocuk servisleri ile Kadın Doğum servisleri genelde yakın olurlar.Ya aynı katta, ya da altlı üstlü..Doğuma gelen, doğurup giden kadınları sık sık görürüm. Ayrıca doğan bebekleri muayene ettiğim düşünülürse, yeni annelerle yakın bir ilişkim olduğunu söyleyebilirim.
Ne zamandır  gözüme takılan bir ayrıntı…Hava ne kadar soğuk olursa olsun, doğuma gelen kadınlar, ayaklarında bir çetik (örme patik), üstüne giydikleri terlikler ile doğuma gelip, doğurup evlerine dönüyörlar. Tabii ki fakirliğin, bir kışlık ayakkabı aldırmayacak kadar bellerini bükmüş olabileceği gerçeği yüreğimi burkarken, bu fakirliğe yeni gelen bebeği de  kattıklarını biliyorum. Diğer taraftan doğuma gelen bu kadınlar, doğurma olayına o kadar yakınlar ki, komşuya gider gibi, hastaneye geliyorlar, küçücük bir çanta ile.. Hepsi en az 3 kez geçmiş bu yoldan, artık hastane su yolu, komşu kapısı...
Hamilelikle şişen ayaklarına ayakkabılarının olmadığı teorisine inanmak istiyorum ama yanlarında, onlara eşlik eden kadınların da ayakları aynı.
Bebekleri bir çantaya, sarıp sarmalayıp koyuşları, soluk ( sık doğumdan kansızlıktan müzdaripler) benizleri, yanlarında mutlaka bir erkekle hastaneye gelmeleri ( hiç erkek yoksa 15 yaşında eltisinin oğluyla bile geleni gördüm) de yine ortak noktaları.
Ah, benim kendi canına acımaz, çocuklarından bir gelecek beklemez, yol iz bilmez, senin yazdığını okuyamaz, anlattığını anlayamaz  kızkardeşlerim…Ne kadar çoksunuz, hızla artıyorsunuz.
Hergün kaç bebek Çocuk Yuvalarına bırakılıyor , biliyor musunuz?
Devletin onlara ailelerinden daha iyi bakıldıklarını biliyorum, tek tesellim bu oluyor ama o bebeği dünyada en çok sevmesi, koruması gereken kişiler tarafından terk edildikleri düşüncesi taş gibi oturuyor yüreğime.
Doğum kontrolünün rafa kalktığı bir ülkede, ileride bizi, gelecek nesilleri neler bekliyor, bu aralar en büyük düşüncem bu..

7 Nisan 2011 Perşembe

Migrenle Yaşamak

Başım ağrıyor, yüzüm ağrıyor, sağdan sağdan geliyor…
Hayatımı paylaştığım bir his var artık..Ne zaman geleceğini önceden hissettiren, geldi mi iki gün beni zapteden…
İnsan vucudu bir şeyle, bir sıkıntı ya da fiziki acı ile baş edemeyince, kontak atıyor..BUMMM…Bu hisler beyninde hissettiğin acı olarak sana fazlasıyla geri, dönüyor.
Kızımın kolik ağlamalarının en şiddetli olduğu ikinci ay dolayında bir kez baş ağrısı çekmiştim. Yorgunluk, düzensiz beslenme, uykusuzluk bu baş ağrısının sebebiydi bence…Tanıyı kendi kendime koymama neden olan olay, kızımla beraber dışarıya çıktığımızda, aniden acı acı ağlamaya başladığında oldu…O an BUMMM…Sağdan gelen ağrı saplandı..
Bunun adı Migrendi..
Kızım 4 aylık olunca ağlamaları azaldı..Migren ise kalıcı oldu..
Bazen üst dişlerim, dişetlerim ağrıyor..2 kez oradaki dolgularımı değiştirttim, nafile…
Kulak kepçem ağrıyor..
Kaşımın üzeri ağrıyor…
Yüzüm sinüzit olmuş gibi ağrıyor.
Başımın sağ yarımküresi ağrıyor..
Bazen öyle çok ağrıyor ki, uykumda hissediyorum, uyuyamıyorum, duvara sağdan kafa atmak geliyor içimden…
Kızımı emzirdiğim için tedavi alamadım, akupuntur denedim. Düzenli gitsem daha iyi olabilirdi, biraz azalma sağladı…
Onu yeme, şarap içme, mayalı şeyler yeme…Tamam ağzımızı tutarız ama insan kendini üzmemeyi, sıkmamayı başaramıyor ki..
Ben onunla yaşıyorum, istediği zaman geliyor, onu hissettiğim aura döneminde, ağrı kesicimi alıyorum..Bazen işe yarıyor çoğu kez yaramıyor.

Birgün PUFF diye, geldiği gibi gidecek..
İsmi üzerine göç  (immigrate) edecek, uzaklara gidecek  J

1 Mart 2011 Salı

Bebek Bekleyenlere Tavsiyeler-2

Bebek eve gelince bütün dengeler, ihtiyaçlar değişecek..Aklınıza gelmeyen şeyler, birden ihtiyaç olarak hissedilebilecek…
Ne gibi?
Bir çamaşır kurutma makinası gibi…
Çamaşır kurutma makinası, bebek doğduktan sonra, hergün çamaşır yıkayacağınızı varsayarsak, hayatınızı oldukça kolaylaştıracak bir şey.
Yıkanan çamaşırın sepetler konup, kalorifer üstleri, kapı üstleri, balkon içine asılması ya da odanın ortasına açılan iplere serilmesi gibi rituelleri ortadan kaldırır. Makinadan çıkan ıslak çamaşırlar, kurutma makinasına atılır, evde çamaşır dağınıklığına sebep olmaz. İstediğiniz kurulukta kurutma makinasından çıkar, yüksek ısıda suyu buharlaştırdığından, giysiler dezenfekte olur. Ütüye gerek duyulmayan giysilere, henüz sıcakken el ütüsü yapılır, hemen dolaplara kaldırılır. Havlular kabarır, penyeler yumuşacık olur.
Giysiler aynı gün yıkanıp kuruduğu için, bebeğe daha az giysi gerekir. Bebeğin hızla büyüdüğü düşünürse, az zaman için, az sayıda eşya almak avantajdır.
Bebek doğduktan sonra , bebeğinizi gece- gündüz yalnız bırakmama gibi bir güdü belirebilir içinizde. Kızım doğunca, ben uyurken onu mutlaka birine teslim ediyordum, eşime “ ben uyanana kadar sakın uyuma “ dediğimi hatırlıyorum. Bu mümkün olmadığı için, daha önce yeğenime satın aldığım, evde kullanılan uyku apne monitörü imdadıma yetişti.
Bu da nedir?
Siz uyurken , bebeğinizin nefes alışverişini, onu hiç rahatsız etmeden takip eden bir cihaz. Yatak şiltesinin altına konulan, ince bir metod defter büyüklüğünde ve kalınlığında bir tabla. Bu tabla bebeğin nefesini hisseden sensör aslında. Tabladan çıkan kordon ve kordona bağlı el kadar bir araç. Bu araç yatağın kenarına asılıyor, aleti aktive etmek ya da kapatmakta kullanılıyor. Aleti açtınız, bebeği yatağına yatırdınız, bebeğinizin her nefes alışında aletin üzerinde yeşil küçük ışığı yanıyor..Gecenin karanlığında gözünüzü açtığınızda bebeğinizin her nefesini  görüyorsunuz!
Daha detaylı bilgi için www.baby-safe.net  internet sitesini ziyaret etmenizi öneririm.
20 saniye kadar bebeğinizin nefes alışını hissedemezse, yüksek sesle sizi uyarıyor. Temennim bunun hiç olmaması..20 sn ve üzeri nefes durmasına apne denir ve hemen müdahale gerektirir. Siz bu uyarı sesini , aleti kapatmayı unutup, bebeğinizi kucağınıza aldığınızda duyacaksınız sadece..
Bu mönitörlerin daha gelişkin tipleri Yenidoğan Yoğun Bakım servislerinde kullanılır aman onlarla karıştırmayın.
Aklınıza takılan sorular ve sorunlar için bana yazabilirsiniz…
Sağlıkla kalın.

17 Şubat 2011 Perşembe

Bebek Bekleyenlere Tavsiyeler-1

Bu aralar etrafımda bebek bekleyen yakın arkadaşlarım var. Anne ve doktor olunca, bebek için yaptıkları hazırlıklarda danışmak istedikleri her ayrıntıyı severek yanıtlıyorum.
Bu sık akla gelen sorulara benim verdiğim cevapları sizlerle paylaşmak istedim.
Bebek odası hazırlarken,
Öncelikle ilk 6 ay sık sık emzireceğinizden dolayı sizin yatak odanızda olabilecek bir yatak seçmekte fayda var. Ya da en azında hem kendi odasına , hem de sizin odanıza gelebilecek hareketli bir yatak olmalı.
Önce yatak, sonra bebek oyun parkı olan yataklar akıllı bir seçim. Ayrıca tatile, yazlığa gittiğinizde bu yatağı yanınızda da götürebilirsiniz.
İkea’nın boyu ayarlanabilen, kolayca her yere taşınan yatakları da iyi bir seçim. Yatak deyip geçmeyin. Çocuk yataklarının standartları var. Yatak korkuluklarının arasındaki mesafe, kullanılan boya da zehirli kimyasalla içermemesi gerekliliği, yatağın içine koyduğunuz şiltesinin de standartlara uygunluğu çok önemli.
Yataklar bebek tutunup kalkabilecek aya geldiğinde (6-9 ay arası), boyları ayarlanabilir, yatağı yere yakın indirilebilir olmalıdır.
Bu anlattıklarımın hepsi İkea’nın yataklarında mevcut.
Ben bebeklerin ihtiyaçları doğrultusunda odalarının kurulması taraftarıyım. Yani bebek doğmadan kocaman odalar düzenlenmesi bazen kullanışsız eşyaları hayatımıza sokuyor.
Bir de bebek mobilyası sipariş verdiyseniz, bebek doğmadan vernik ve boya kokusunun geçmesi gerekliliğini göz önünde bulundurun.Mobilyaları erken teslim alın, bebek odasını erken boyatın, boya kokusu çok rahatsız edici oluyor. Ben bu konuda çok titiz olmama rağmen, boya kokusunu kızım doğduktan 6 ay sonra bile hissettiğim için, kızımın şifonyerini 6 ay babası kullandı…Babasının dolabında da kızımın eşyaları durdu. İkea’nın eşyalarında boya kokusu da yok J
O halde bebek doğduğunda odasında nelere ihtiyacı var:
Bir çekmeceli şifonyer..Her çekmecesine düzenleyiciler yardımıyla böldüğünüz, bebeğin her eşyası elinizi attığınız yerde olacaktır. Bebeklerin dolaplara asılacak eşyaları (palto, elbise, etek, uzun pantolonlar ) genellikle 2 yaş sonrası giydikleri için, o zamana kadar dolaba pek ihtiyaç duymuyorlar.
Bir küçük kitaplık…Evet, oyuncakların düzen içinde durduğu, kitapların sıralandığı kitaplıklar ilk ihtiyaçlardan..
Anne olunca en çok neye ihtiyacınız olacak biliyor musunuz?
Bir emzirme koltuğuna, bir emzirme köşesine..
Emzirme koltuğumu kızım 2 aylıkken ancak çıkıp alabilmiştim, inanın baştan almamakla o kadar hata ettiğimi anladım ki…Omuzlarımın ağrısı geçti, uzun süre yorulmadan emzirdiğim için sütüm arttı…yanına bir şişe su, okuma kitabım, ayaklarımı uzatacak bir puf koyduktan sonra , kendi köşemde, yeni bir hayata yelken açtım.. Benim için hayatımdaki ikinci ve vazgeçilmez sandalye de budur .     
Öyle pahalı bir şey zannetmeyin..İkea’dan aldığım Poang koltuğum bu iş için harika..Eskiyen yüzünü yeni şilte ile değiştirdim, 2 yıllık sandalyem yepyeni oldu. Hala kızımın odasında, her gece kızıma hikaye okuduğum, bazen kucak kucağa uyuduğumuz, evimin en kullanışlı eşyalarından…
Sakın yerden yüksek alt değiştirme ünitesi falan almayın. Yenidoğmuş bebek bile kendi etrafında dönebilir, kazalara sebebiyet veriri, aldığınızla kalırsınız .
Size bir kitap önereceğim: Harika Çocuklar Nasıl Yetiştirilir? Yazarı Tim Seldin…Kaknüs yayınlarından
Sizi Montessori yöntemiyle tanıştıracak bir kitap. İçinde çocuk odalarının nasıl olması gerektiği de var. Bence size ilham verecektir.

Bir de bebekler için, elinizin altında olması gereken, az bilinen, (ya da bilinmeyen ,Türkiye’de bulunmayan ya da yaygın kullanılmayan) işe yarayan ilaçlar , dermatokozmetik kremler nelerdir?
--Pişik için Mothercare’lerde satılan Sudocrem…İngiltere’de bebekler doğmadan anneler hediye edilir, pişik, yanık, düşme çarpma aklınıza ne gelirse, her şeye sürülür.
--Bir ara Türkiye’de de satılan Desitin Cream (Mavi- lacivert iki türü var) pişiklere iyi gelir.
--Gaz için İngiltere’de ve Kıbrıs’ta da satılan İnfacol Drops…İnatçı gaz sancılarına birbir..Benim kızıma tek yarar sağlayan şey bu olmuştu.
--Baby Oragel… Diş çıkaran bebeklerin yardımcısı..Önce siz kullanın, sürdüğünüz yeri anında, derinlemesine uyuşturur

3 Aralık 2010 Cuma

Çocuk Edebiyatı Kitapları…Onlarsız olmaz


Yıllardır ablam ve benim çocukluk kitaplarımızı özenle saklıyordum. Şu Altın Masallar kitaplarını..Her biri çocuk edebiyatı klasiklerinden olan, ciltli, saman kağıda basılmış çocukluğumuzun en kıymetli eşyaları..Ablam çok kitap okur, her hafta yeni bir kitap alır, bir solukta bitirirdi. Annem de bize hediye olarak kitap alır, içine not düşerdi. Doğum günlerimizde de yine kitaplar gelirdi, biz kitap hediye edilince sevinen çocuklardandık.
Annemin taşınmasıyla bu eski kitaplarımız yeniden gün ışığına çıktı…Sıra ortak kitapların paylaşılmasına geldi..Hepsi o kadar değerli, çocukluk anıları ile dolu ki..Senin benim demeden paylaşmışız yıllarca aynı kütüphaneyi.Elime aldığım kitaba ‘hayır bu benim’ diyorum, içinde ‘Ablama sevgilerimle Bahar’ diye yazan , ilkokul yazımla düştüğüm not çıkıyor.
İkimizde elimize aldığımız kitabı paylaşamıyoruz. Bir ara elimizde kitap havaya zıplarken bulduk kendimizi..Kitabı çekiştirmiyoruz ama istediğimiz belirtmek için de yerimizde duramıyor, zıplıyoruz…Yaramaz Kızlar serisini ‘ ama benim kızım var’ diyerek aldım. Tüm Jules Verne kitapları oğlu olan ablamda kaldı.
Geçenlerde bir siteden kitap alışverişi yaparken fark ettim. Kızım doğduktan sonra onun ihtiyaçlarına cevap verebilmek için de sürekli kitaplara başvuruyorum. Tıp kitaplarında her şeyin cevabı var sanmayın J
Hamilelik ve doğuma kadar olan sürede bu konularda hiç kitap okumadım. Doğumdan sonra kolik, meme ucu çatlağı ile ilgili medikal ve tıp dışı ne kadar kitap ,dergi karıştırdım bilemiyorum. İnsan doktor olunca , bazı şeylerin çözümü olmadığını bilince – kolik gibi-  derdini doktor arkadaşlarıyla da paylaşamıyor, benim de elimde bir tek kitaplarım kaldı.
Uyku düzeni oluşturma kitapları, ek besinlere geçtiğimizde –İngiltere’de diet ve beslenme üzerine eğitim almama rağmen yeni çıkan kitaplar- beslenme kitapları,  işe başlayan anne kitapları, Montessori eğitim kitapları, her gün için ayrı oyunlar bulmaya yarayan kitaplar….Ne konuda sıkışsam onun kitapları…
Bu hafta sonu bir alışveriş merkezine gittiğimizde kızım ‘Kütüphaneye’ gitmek istediğini söyledi. Kitapçıları kütüphane sanması hem hoşuma gitti, hem de bizim çocukluğumuzdaki halk kütüphanelerinin ne halde olduğunu düşündürdü bana.
Zaman çabuk geçiyormuş demek. Otuz yıllık kitaplarım bugüne dek geldiler.
Dileğim canım yeğenimin ve kızımın da aynı kitaplardan, aynı zevki alarak okumaları.
Bu aralar ne okuyorsunuz diye sorarsanız, eğitim kitaplarının yanı sıra (tıp kitaplarını saymıyorum bile onlar mesleğimin parçası ) bugün Aziz Nesin ‘in ‘Ben de Çocuktum’ kitabını okuyacağım. Geçenlerde Matilda diye bir kitap okudum. Yazarı Roald Dahl’ı yeni öğrendiğim için hayıflandım. Sırada Pal Sokağı Çocukları var.
Yaşasın çocuk edebiyatı kitapları…
Önerilerinizi bekliyorum J